9 Ocak 2018 Salı

Vladimir İlyich Lenin 1870 - 1924



 1917 Sovyet Devrimi’nin lideri olan Vladimir Ilyich Lenin, Marksist düşünce ve siyaset adamıdır. Ekim Devrimi‘ne öncülük etmiş ve yeni sovyet devletinin temellerini atmıştır. Marx sonrası dönemin en büyük Sosyalist düşünürlerinden biri kabul edilir.
Vladimir Ilyich Lenin, 22 Nisan 1870‘de Çarlık Rusyası zamanında adı Simbirsk olan, Ulyanovsk’ta doğdu. Babası İlya Nikolayeviç Ulyanov, demokratik ve özgür eğitim için mücadele veren bir devlet memuruydu; annesi Maria Aleksandrovna Ulyanov ise yine aynı şekilde demokrasi için savaşan biriydi. Bu orta halli öğretmen ailesinin altı çocuğundan ikincisi olan Lenin’nin etnik yapısı çeşitlilik göstermekteydi. Atalarının soyu, Rus, Kalmuk, İsveçli hatta Alman Yahudiliğine kadar gidiyordu.
1886 yılında babasını beyin kanamasından kaybettiktenıs 1887‘de büyük ağabeyi Aleksandr Ulyanov, Rus Çarı III. Aleksandr‘ın ölümüne sebep olan bir suikaste katılması sebebiyle asılarak idam edildi. Kız kardeşi Anna da, aynı sebepten Karzan yakınlarındaki Kokuchkino kasabasına sürgüne gönderildi. Bu Ulyanov ailesinin parçalanmasına sebep oldu. Lenin’nin daha genç yaşında böyle bir trajedi yaşaması ilerideki hayatını çok etkiledi.
Ağabeyini kaybettiği yıl liseden mezun olan Lenin, Kazan Üniversitesi’ne girdi. Üniversiteye başlamasından kısa süre sonra da Rus Devrimini destekleyen bir öğrenci örgütüne katıldı. 18881889 yılları arasında hukuk eğitimi devam ederken bir yandan da erken dönem Rus Edebiyatı konusunda kendini geliştiriyordu. Üniversite yıllarında Latince ve Yunanca’nın yanında, Almanca, Fransızca ve İngilizce de öğrendi, Karl Marx’ın “Das Kapital” adlı eserini okudu. Ardından 1892yılında hukuk alanında diplomasını aldı. Mezuniyetinin ardından Volga Nehri’nin yakınlarında bir Tatar köyü olan Samara’da bir süre avukatlık yaptı. 1893 yılında St. Petersburg’a yerleşerek Marksist gruplara katıldı.
Rus devrimine yardımcı olabilecek kişilerle görüşmke üzere Avrupa’ya kısa seyahatler yaptı. 1895yılının başlarında “Rabochye Delo” adlı bir illegal gazetenin yayınlanması için çalışıyordu. Ancak 7 Aralık 1895‘te tutuklandı. 14 ay hapis yattıktan sonra Sibirya’daki Shushenskoye köyüne sürgüne gönderildi. Adından 1898‘in Temmuz ayında kendisi gibi bir devrimci olan Nadejda Krupskaya ile evlendi. Nisan 1899‘da “Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi-Geniş Çaplı Sanayi İçin Bir İçpazarın Oluşma Süreci” yayımlandı. Sürgünde iken Julius Martov ile birlikte “Iskra” gazetesini kurdu. Devrim hareketi için yazdığı kitaplarda ve makalelerde “Lenin” ismini kullanmaya başladı.
1900 yılında cezasının sona ermesinden sonra Pskov’a yerleşti. Rusya’da ve Avrupa’da birçok seyahat yaptı. LondraZürihCenevreMünihPrag ve Manchester gibi şehirlerde bir süre bulundu. Ardından Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nde aktif görev almaya başladı. 1903yılında “Ne yapmalı” adlı kitabının etkisiyle parti içinde bölünmeler başladı.Bu kitap Rusya için bir dönüm noktası oldu. Kitap, işçiler arasında yayılmaya başladı ve Rusya’da sosyolist devrimin temelleri atıldı. Kitabın yayınlandığı yıl önce Londra’da daha sonra Genevre’de parti konferansları düzenledi. Bu bölünmeden dolayı “Iskra”dan ayrıldı. 1903 yılında partinin ikinci genel kongresinde Menşevikler ile Bolşevikler arasındaki anlaşmazlık arttı. Lenin, partide Bolşeviklere önderlik etti. 1905 yılında “Vyperod” adlı yeni bir gazete yayınlamaya başladı.
22 Haziran 1905‘te, St. Petersburg’da meydana gelen “Kanlı Pazar” olayı Rus devrim hareketinin bir anda hızlanmasına sebep oldu. Çar II. Nicholas‘ın kuvvetlerini, hakları için yürüyüş yapan işçilerin üzerine göndermesi büyük bir katliama neden oldu. Bu olay Çarlık rejiminin yıkılması için bahane teşkil etti.
1906 yılında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin lideri konumuna geldi. Ancak güvenliğinden endişe ettiği için Finlandiya’ya gitti. Partinin beşinci genel kongresinde başkan olarak tekrar Lenin’nin seçilmesi yerini sağlamlaştırmasını sağladı. 1908 yılına gelindiğinde “Materyalizm ve Ampiryokritisizm” adlı çalışmasını yayımladı. Çalışmalarına Avrupa’da devam eden Lenin, 1912yılında Prag’da parti konferansı düzenledi. Aynı yıl Bolşevikler kendilerine özel partilerini kurdular.
1914 yılının Ağustos ayında Almanya, Rusya’ya karşı savaş açtığını ilan etti. Böylece I. Dünya Savaşı‘na Çarlık Rusya’sı da girmiş oluyordu. Bu olay üzerine Lenin, Rusya’dan ayrıldı ve Bern’e gitti. bir yandan savaş karşıtı çalışmalarını sürdürürken diğer yandan 1916 yılında “Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Noktası” adlı kitabını yayımladı. 1915 yılında Zimmerwald Konferansı‘nı düzenledi. Burada lider konumunu yükseltmişti. Lenin’nin sevgilisi olduğu iddia edilen Inessa Armand gibi Rusya’yı terk edip Paris’e yerleşen ve sürgün hayatı yaşayan diğer Bolşeviklerle birleşti. Emperyalist bir düşünce ile çıkmış I. Dünya Savaşı’na destek veren Avrupalı Sosyal-Demokrat Partiler, Lenin’nin inancını kırmıştı. Avrupa’da Sosyalizmin daha hızlı yayılacağına inanıyordu. Bu olaylar Lenin’nin İkinci Enternasyonal’den ayrılmasına sebep oldu.
Bütün bunlar olurken I. Dünya Savaşı nedeniyle İsviçre’den çıkamıyordu. 1917 yılında II. Nicholas’ın devrilmesinden sonra Rusya’ya dönme girişimleri başarısızlıkla sonuçlanıyordu. İsviçreli komünist Fritz Platten, Lenin ve yandaşlarının Rusya’ya dönebilmeleri için Almanya ile anlaştı. Almanya’dan sonra İsveç’e geçen Lenin’nin İskandinavya’ya olan yolculuğu Otto Grilund ve Ture Nermantarafından ayarlanmıştı.
Lenin, 1917‘nin Nisan ayında Petrograd’a vardı ve hemen arkasından “Nisan Tezleri“ni yayımladı. Bu son yayını ile Bolşeviklerin lideri konumu sağlamlaştı. ülkeden uzak kalması nedeniyle Bolşeviklere muhalefet artmıştı. Hatta Lenin’nin Almanya’dan destek aldığı bile ortaya atılmıştı. Bu iddialara yanıt vermek için 17 Temmuz 1917‘de Lev Troçki, Lenin’i savunan bir konuşma yaptı.
Temmuz ayında meydana gelen başarısız bir Bolşevik ayaklanmasından sonra güvenliği nedeniyle Finlandiya’ya gitti. fakat kısa bir süre sonra devrim hareketine devam etmek için gizlice Petrograd’a döndü. 24 Ekim 1917‘de Petrograd’daki Kışlık Saray, Lenin ve adamları tarafından ele geçirildi. Böylece Çarlık yıkılmış ve Bolşevikler iktidarı ele geçirmiş oldu. Gerçekleşen sosyalist devrim, Sovyetler Birliği‘nin kurulmasıyla neticelendi. 19221228 yılları arasında hazırlanan 5 yıllık kalkınma planı Sovyet rejiminin oturmasını sağladı. Bolşevik İhtilali’nin I. Dünya Savaşı’na etkileri de büyük oldu. İhtilal sonrası Rusya gibi büyük bir gücün itilaf devletlerinden ayrılması savaşın dengelerini altüst etmiştir.
Lenin, 8 Kasım’da Rus Sovyet Kongresi tarafından hükümet başkanı derecesinde olan “Halk Komiserleri Konsey Başkanı” seçildi. Bu sırada I. Dünya Savaşı devam etmekteydi. Almanların doğuya doğru sürekli ilerlemeleri ve Rus sınırını geçmeleri üzerine Almanya ile 3 Mart 1918‘de Brest-Litovsk Antlaşması‘nı imzaladı. Ancak bu antlaşma sonucunda Rusya batıda büyük toprak kayıpları yaşadı. Bolşevikler 19 Ocak’ta yapılan seçimleri kaybedince, partinin organı olan “Kızıl Muhafızları” kullanarak oturumu kapattırdılar. Bolşevik muhalefetlerini bu tarihten sonra sürgün bekliyordu. Artan karmaşa ortamında iç savaş çıkma durumuna gelindi.
Ancak Bolşeviklerin, Sosyalist Devrimci Parti’nin sol kanadı ile birlikte koalisyon kurması ortamı biraz yumuşattı. Muhaliflerin en karşı oldukları konu Almanya ile imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması idi. Başka partiler ile birleşen devrimciler Bolşevik hükümetini devirme planları kuruyorlardı. Lenin’nin bu duruma tepkisi büyük oldu. Muhalif partilerin yöneticileri ve üyelerinin kimi hapsedildi kimi ise sürgüne gönderildi.
Bolşevik hükümetini karşıdevrimcilerden korumak amacıyla “Çeka” adı verilen gizli polis teşkilatı kuruldu. 1918 yılında Yekaterinburg’da ilerleyen muhaliflerin yönetimindeki “Beyaz Ordu” devrik çar II. Nicholas’ı ele geçirmeyi planlıyorlardı. Merkezi komite üyesi Yakov Sverdlov, çarın öldürülmesi gerektiğini savunmuştu.
14 Ocak 1918‘de Petrograd’da Sosyalist Devrimci Parti üyesi Fanya Kaplan, Lenin’e suikast girişiminde bulundu. Bu Lenin’e karşı düzenlenen ilk suikast girişimi değildi. Sosyalist Devrimci Parti ve muhalifler tarafından suikast planları sıkça gündeme gelmekteydi. Ancak Fanya Kapla’nın girişimi Lenin’nin hayatının en çok riske girdiği suikast girişimi oldu. Açılan ateş sonucu kurşunlardan ikisi omuzuna, biri akciğerine isabet eden lenin, daha sonra iyileşmesine rağmen bu izleri hep taşıdı.
Bolşevikler, ihitilalden sonra kanlı bir şekilde iktidarda kalmayı sağlıyorlardı. Komünist rejime karşı olanlar ve devrim karşıtı gösterilenler hükümete karşı eylemde bulundukları gerekçesiyle ağır şekilde cezalandırılıyorlardı. Bu olaya “Kızıl Dehşet” denilmişti. Bu olaylarda rejimin savunucusu ve uygulayıcısı “Çeka” oluyordu.
1919 yılının Mart ayında Lenin ve diğer Bolşevikler diğer ülkelerden gelen Sosyalistler ile “Komünist Enternasyonal“i kurdu. Artık komünist rejim oturmuş hatta Bolşevik partisi önce “Rusya Komünist Partisi” ardından da “Sovyetler Birliği Komünist Partisi” adını almıştı.
Bir yandan Rusya’da iç savaş devam etmekteydi. Devrimcilerin yönetimindeki “Kızıl Ordu” ve karşıdevrimin yönetimindeki “Beyaz Ordu” arasında çatışmalar hızla devam ediyordu. Leon Troçki tarafından yönetilen “Kızıl Ordu” 1920 yılında “Beyaz Ordu”yu mağlup ederek iç savaşın son bulmasını sağladı. Ancak bu olaylar rejimin sert ve tutucu olmasına neden olmuştu.
İç savaşın son bulmasında sonra Lenin, devrimi artık batıya yaymak gerektiğine ve inanıyordu. O dönem bağımsızlığını yeni kazanmış olan Polonya Cumhuriyeti 18. yüzyılın sonlarına doğru Rusya tarafından ilhak edilen doğu topraklarını kontrol altına almaya başlayınca, bu bölgelerin kontrolü konusunda Bolşevik hükümetiyle karşı karşıya geldi Çatışmalar 1919 yılında Polonya-Sovyet Savaşı‘na sebep oldu. Almanya’da devrimin sürmesini Lenin, bir fırsat olarak gördü. Rus Devrimi ile Alman Devrimi’nin komünist destekçilerini birbirine bağlamak için Kızıl Ordu’nun, arada kalan Polonya’yı sıçrama tahtası olarak kullanıp hem Almanya’ya hem de Batı Avrupa’daki diğer komünist hareketlere yardıma gitmesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak Sovyet Rusya’nın Polonya-Sovyet Savaşı’nda yenilmesi üzerine bu planlar suya düştü.
Lenin, 1917 yılında yaptığı bir konuşmada emperyalist ve kapitalist güçlerin egemenliği altındaki devletlerin biran önce birlik olması gerektiğini söylemişti. Ancak bu ilkenin uygulanmasında ve istediği koşullarda bir birliğin yaratılmasında başarı sağlayamamıştır. 19201921 yıllarında, altı ulusal cumhuriyet UkraynaBeyaz RusyaGürcistanAzerbaycanErmenistan ve Rusya Fedarasyonuarasındaki ilişkiler açık biçimde tamamlanmış değildi. Lenin bu birliğin sosyalist, enternasyonalist ilkelere uygun şekilde belirlenmesini istiyordu.
Gürcistan’ın birliğe katılım koşullarının müzakere edildiği dönemde, iç savaş sırasında da orada görev almış olan Josef Stalin ve Ordzhonikidze‘nin bağımsızlık yanlısı Gürcistan Komünist Partisi’ne uyguladığı baskıları geç de olsa farkederek engellemeye çalışmıştı.Gürcistan meselesi ile ilgili Lev Troçki‘ye ve Stalin’in hazırladığı ve sadece Ermenistan ve Azerbaycan’ın kabul ettiği Özerkleştirme Tasarısı’nın düzeltilmesi için de Kamenev’e “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Kuruluşuyla İlgili Tasarı” isimli mektubu yazmıştır. Sovyet projesinin Rusya Fedarasyonu’na katılma biçiminde değil, eşit cumhuriyetlerin birleşmesi biçiminde olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu şekilde bir birliğin amacının diğer ulusların kapitalist emperyalizmden korunmasına da hizmet edeceği öngörülmüştür.
1921 yılındaki kıtlığın başlaması ve uzun süren iç savaş nedeniyle ülke harap düşmüştü. En büyüğü Tambov isyanı olan birçok köylü ayaklanması oldu. 1921 Mart’ında Kronstadt’da denizcilerin isyanı üzerine Lenin, savaş komünizmi politikasını sanayii ve özellikle tarımı yeniden yapılandırmak için “Yeni Ekonomi Politikası“nı düzenledi. Bu yeni politika, politik ve ekonomik gerçekliklerin tanınması üzerine inşa edilmiş ve aslında sosyalist idealden taktiksel bir geridönüştü.
Lenin, 1922 yılının Mayıs ayında geçirdği suikast girişimlerinin ve savaşın gerginliği sebebiyle ilk defa felç geçirdi. Sağ tarafı felçli kalan Lenin’nin aktif siyaset hayatı son buldu. Aynı yıl Aralık ayında geçirdiği ikinci felçten sonra durumu daha da ağırlaştı. 1923 yılında ise konuşma yeteneğini kaybetti ve yatağa bağımlı hale geldi. 1922 Nisan ayından itibaren partideki tüm yetkileri bıraktı ve eşine “Lenin’nin Vasiyeti” olarak adlandırlan yazılarını yazdırdı. ZinovievKamenevBuharin ve Stalin‘i eleştirdiği bu vasiyette, merkez komitenin bu kişilere dikkat etmesi gerektiğini yazdırmıştı. Ancak bu kişiler hayatının son yıllarında Lenin’nin akli dengesinin yerinde olmadığını iddia ederek, bu mektuplara güvenilmeyeceğini belirttiler.
Vladimir Ilyich Lenin, 21 Ocak 1924‘de 53 yaşında iken Gorki‘de vefat etti. Ölüm sebebi olarak felç gösterildi. Ancak ölüm raporunda lenin’nin tüm doktorları bunu doğrulamadı. O zaman alınan bir kararla cesedi mumyalanacağından ciddi bir otopsi yapılamadı. Öldükten sonra cesedi mumyalanarak Moskova‘da Kızıl Meydan‘da “Lenin Mozolesi‘ne konuldu.
İoseb(Yusef)Vissarionovich Cugaşvil  Joseph Stalin    1879-1954                                                                                                                                                                                                                                                                                                               




 1922 yılından 1953‘e kadar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği‘nde parti liderliği ve en yüksek mevki olarak görülen Genel sekreterlik yapmış, Bolşevik İhtilali‘nde önemli rol üstlenmiş ve II. Dünya Savaşı‘nda savaşın gidişatını değiştirmiş Gürcü siyaset adamı. Lakabı olan “Stalin” Rusça’da çelik anlamına gelmektedir
Asıl adı İoseb(Yusef)Vissarionovich Cugaşviliolan Josef Stalin, 18 Aralık 1879‘da Gori‘de doğdu. Stalin’e ait erken dönem kaynaklarının azlığı nedeniyle çocukluğu hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Annesinin sosyoekomonik statüsünün köle olduğu bilinmektedir. Babası ise kendi iş yerine sahip bir ayakkabıcıydı. Babasının sert bir mizaca sahip olduğu ve bu yüzden Stalin’nin zor bir çocukluk dönemi geçirdiği söylenmekte. 1888 yılında Gori’de eğitimine başladı. Okulda eğitim Rusça olduğu ve Stalin’nin ana dilinin Gürcüce olmasından dolayı hem eğitim hayatında hem de arkadaşları ile olan sosyal yaşamında zorluklar yaşadı. 1894‘de bu okuldan yüksek akademik başarıyla mezun oldu ve aynı yıl Tiftis‘de ila
1895 yılında Çarlık Rusyası‘na karşı kurulmuş Marksist gizli bir kuruluşa girdi. 1898 yılına kadar olan dönemde Marksist düşünce gruplarıyla birllikte Karl Marx ve Friedrich Engels‘in manifestoları üzerinde çalıştı. Aynı yılın Ağustos ayında bu grupları birleştirmek için programlar hazırlamaya başladı ve Gürcistan Sosyal Demokrat Organizasyonu‘na katılarak burada Ketshoveli ve Tsulukidzeile birlikte çalışmalarına devam etti. Burada yasal yollardan bir devrimin gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğine dair ilk muhalefet grupları oluşmaya başlamıştı.
29 Mayıs 1899‘da Marksist gruplarla olan çalışmalarından dolayı Stalin okuldan uzaklaştırıldı. 28 Kasım1899‘da Tiftis Fizik Gözlemevi’nde çalışmaya başladı. Stalin, Ketshoveli ve Tsulukidze’nin önderliğinde toplantılarına devam eden grup, propoganda amaçlı bildiriler yayınlamaya ve örgütü büyütmeye devam ediyorlardı. Rusya Sosyal Demokratik İşçi Partisi‘nin liderleri konumundaydılar.Yaptığı çalışmalar nedeniyle kalmakta olduğu Tiftis Fizik Gözlemevi’ne polis baskını yapılması yüzünden buradan ayrılarak gözden kayboldu.
Eylül 1901‘de devrimin bir kanadını oluşturmak üzere Marksist düşünce ağırlıklı Brdzola adlı dergiyi Bakü‘de çıkarttı. Ardından aynı gazetenin 2. ve 3. sayılarında “Rus Sosyal-Demokrat Partisi ve Acil Karaları” adlı bir makale yazdı. 31 Aralık1901‘de Stalin, organize ettiği bir yılbaşı partisi görünümünde gizli bir konferans düzenleyerek çalışmalarını tanıttı.11 Kasım1902‘de Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Tiftis komitesine seçildi. Aynı yıl komite Stalin’i Sosyal Demokrat organizasyonlar için Batum‘a gönderdi.
1902 yılında Batum’daki faaliyetleri arttı. Burada işçi gruplarını kendi tarafına çekerek düşüncelerini yaydı. 9 Mart1902‘de Batum’da Stalin’nin organize ettiği ve liderliğini yaptığı politik gösteride 6000’i aşkın değişik iştetmelerde görev alan işçiler ve zarara uğramış 300’ün üzerinde çalışan polis kuvvetleriyle karşı karşıya geldi. Çarpışmada birçok gösterici yaralandı ve öldü. Aynı gece Stalin kendi manifestosunu yazdı. 12 Mart’ta yine Stalin önderliğinde, göstericiler 9 Mart olaylarında kaybettikleri arkadaşları anısına bir yürüyüş düzenleyip cenazelerini kaldırdılar. Stalin bu olaylardan dolayı 6 Nisan1902‘de Batum’da mahkum edildi. 6 Nisan 1902‘den 19 Nisan 1903‘e kadar burada hapis yattığı halde Batum’daki faaliyetlerine devam etti. 19 Nisan 1903‘de Kutais‘e transfer edildiğinde burada yatan siyasi suçlularla Leninist-Iskra ideolojileri üzerine propaganda faaliyetlerini sürdürdü.
1903’de Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Kafkas Birliği 1.İşçi Kongresini düzenledi. Stalin bu sırada hapiste olmasına karşın kongrede Kafkas Birliği Komitesi’ne seçildi. 1904 yılına gelindiğinde partide bolşevik ve menşevik gruplanmaları artmıştı. Kendisi bolşevik komitesinin başına geçti. İlk kez 1902’de yapılan Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin 2. Kongresi’nde Lenin ile aynı görüşü savunanlar kongrede çoğunluğu sağlamışlar ve bunlara çoğunluk anlamına gelen “Bolşevik” tanımı getirilmişti. Azınlıkta kalan grup “Menşevik“ler ise Plehanov‘un önderliğide oportünist fikirleri temsil eden grup olarak bolşeviklerin karşısında yer aldılar.
Stalin, Vladimir Lenin‘nin doktrinlerine bağlı kalmıştı. 1907‘de Stalin ve Lenin, Londra’daki 5. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Kongresi‘nde komünist devrim düşüncelerini birleştirici bir üstünlük sağlamak amacıyla Bolşevik Partisi’nde kullanmıştı.
1904‘ten 1907‘ye kadar Proteryal Brdzola gazetesine makaleler yazmaya devam etti. 1903 yılında ilk eşi Ekaterina Svanidze ile evlendi. Evliliklerinin 4. yılından ölen Svanidze’den bir oğlu olmuştu. 1905 yılının Şubat ayında Kafkas Birliği Komitesi’nin Bolşevik ve Menşevik Tiftis Komitesi olarak bölünmesinden sonra yeni bir form vererek Bolşevik Komitesi’ne katıldı. 13 Şubat 1905‘de Bakü’deki Tatar- Ermeni kıyımı üzerine “Long Live International Fraternity!”(Çok Yaşa Ulusal Kardeşçilik!) adlı makalesini yayınladı. Bunun üzerine Tiftis’de kıyıma karşı birçok protesto yürüyüşü yapıldı. Aynı yılın Kasım ayında 4. Bolşevik Konfesansı’nda Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Kafkas Birliği ile ilgili konferans verdi. 1906 yılının Kasım ayı ile 1908 yılının Mart ayları arasında Bakü’de işçilerin katıldığı bir konferansta şirketlerin çalışanların haklarını güvenceye alan koşullar getirlmesi ile ilgili bir konferans verdi.
Bu sırada sürgün hayatı devam etmekteydi. 1909 yılının Ocak ayında Vologda hapishanesine transfer edildi. Solvychegodsk‘a gönderilirken hastalandı ve hastaneye kaldırıldı. Bundan yararlanarak hapishaneden kaçtı. Bir süre St.Petersburg‘da kaldı. Gizlice Bakü’ye geçerek çalışmalarına devam etti.
1910 yılının başlarında partinin merkez komitesine temsilci olarak atandı. Tekrar yakalanarak Bailov Hapishanesi’ne gönderildi. Bu dönemde Lenin ile yazışmalarına devam ediyordu. 1912 yılının Ekim ayında St. Petersburg idare komisyonunda, seçimlerde oy kullanacak işletmecilere karşı Stalin önderliğinde bir protesto yürüyüşü düzenlenmesine karar verildi. Yine aynı ay Lenin’e ” Mandate of The St.Petersburg Workers” adlı bir bir yazı gönderdi. Yapılacak ihtilalin sinyalleri verilmeye başlanmıştı.
1917 yılında “Pravda” adlı komünist gazetenin editörü oldu. Lenin’de Bolşevik tarafının lideri konumuna geldi. Ardından Nisan ayında yapılan Merkez Komite seçimlerinde üçüncü en yüksek oyu alarak partinin liderlerinden biri konumuna getirildi. 7 Kasımdevriminde partide önemli bir role sahipti. 1917 Temmuz ayında Lenini’nin tekrar sürgüne gönderilmesinden dolayı Sverdlov ile birlikte partinin yönetimini üstlendi.
Çarlık Rusyası’nda Gregoryen takvime göre 25 Ekim 1917‘de, Miladi takvime göre 7 Kasım1917‘de Petrograd‘daki Kışlık Saray’ın Lenin önderliğindeki Bolşeviklerin eline geçmesiyle Sovyetler Birliği’nin kurulmasına yol açan devrim gerçeklekleştirildi. Bu sosyalist devrimin nedenlerinden biri olarak Çanakkale Zaferi gösterilmektedir. Bu zaferden sonra Çarlık Rusya’ya İtilaf devletlerinden yardım gönderilmeyecekti ve bu da ekonomik bir açıdan bir çöküşün göstergesiydi. İşçiler ve köylüler üzerinde yapılan propagandalar ile ayaklanmalar başgösterdi. Bu ayaklanama ilk olarak Potemkin Zırhlısı’ndaki deniz kuvvetleri tarafından çıkartıldı. Ancak bu yapılacak değişikliğin başlangıcı olarak ifade edilir. Bu devrimden sonra Stalin, Lenin başkanlığındaki Sovyet hükümetinde Milliyetler Halk Komiseri oldu.
1922 yılında partinin Genel Sekreteri oldu. Aynı yılın Şubat ayında Tsuyurupa ile birlikte bir grup bilim adamının Sovyet sınırları içinde çalışmalarına devam edebilmesi için enstitüler açılmasını sağladı. Aynı dönem Kızıl Ordu’nun Gürcistan kolunun güçlenmesi için çalışmalar düzenledi. 13 Temmuz 1922‘de Lenin’nin sağlığının bozulması üzerine Gorki’ye onu ziyarete gitti. 21 Ocak1924‘de Lenin’nin ölümünden sonra parti içinde bazı bölünmeler başladı. Troçkizm ve Stalinizmakımları ortaya çıktı.
En büyük mücedelerinden birini Troçki‘ye karşı vermiştir. Enternasyonel devrimi savunan Troçki’nin Marksist yönü daha fazla ağır gelmekteydi. Stalin’nin iktidara gelmesiyle ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. 1929 yılına gelindiğinde SSCB‘nin başındaki en güçlü adam konumundaydı. Aynı yıl “Kollektivizm” yani tarım ve sanayi ürünlerini kamulaştırılması sürecine girilmiştir. 1928 ile 1936yılları arasında ayrıca planlı ekonomi ve endüstrileşme uygulamaları ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde köklü değişimlerin gerçekleşmesini sağladı.
II. Dünya Savaşı başladığında partideki liderliği devam ediyordu. Aynı anda hem parti liderliği, hem hükümet başkanlığı hem de Sovyet orduları başkomutanlığını yürüttü. 19 Ağustos 1939‘da Stalin, Nazi Almanyası ile Molotov-Ribbentrop Anlaşması‘nı imzaladı. Bu anlaşmaya göre ülkeler arasında karşılıklı savunma ve tarafsızlık ilkeleri tespit edildi. 1941 yılında Hitler‘in saldırması sonucunda Sovyet Rusya bu sefer müttefiklerin yanında yer aldı. Müttefikler arasında en çok kayıp veren olmasına rağmen Sovyetler Birliği Nazi Almanyası’na karşı zafer kazandı.
Stalin’nin Slavlaştırma politikalarının en büyük etkileri 1944 yılında Kırım Tatarlarının sürgüne gönderilmesiyle oldu. Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Reisi ve milliyetçi lider Veli İbrahim‘in 1928’de idam edilmesiyle, onun çizgisinde olduğundan şüphelenenlere karşı büyük bir imha kampanyasına girişilmişti. II. Dünya Savaşı’nda Alman- Sovyet Savaşı’nın başlamasıyla Alman birlikleri Sovyetler Birliği’nin batı kesimlerini işgal etmeye başlamıştı. Stalin yönetiminde ezilmiş Kırım Tatarları bunu bir kurtuluş şekli olarak görmüş ama daha sonra Alman yönetiminin buna izin vermeyeceği anlaşılmıştı. Stalin 11 Mayıs 1944‘de Kırım Tatarları’nın sürülmesine karar verdi. Sürgünde birçok insanın ölümüyle sonuçlandı.
21 Ağustos 1942 ile 2 Şubat 1943 tarihleri arasında meydana gelen Stalingrad Savaşı, II. Dünya Savaşı için dönüm noktalarından biriydi. Nazi Ordusu ile Kızıl Ordu’nun arasında geçen bu kanlı savaş sonucunda Sosyalist Rusya galip geldi. Ardından 4-11 Şubat 1945 tarihinde yapılan görüşmelerde Stalin, Roosevelt ve Churchill ile birlikte Livadiya‘da bir araya gelerek Yalta Konfesansı‘na katıldı. Birleşmiş Milletler Örgütünün kurulacağının belirlendiği bu konferansta Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, 1905‘te kaybettiği topraklarla birlikte Kuril Adaları’nın (Çişima adaları) kendisine geri verilmesinin sağlanması karşılığında Almanya’nın teslim olmasından üç ay sonra Japonya’ya müdahale etmeye söz vermiştir. Stalin dünya barışı için ideolojik olarak karşı olduğu iki insan Roosevelt ve Churchill ile bir araya gelmiştir.
1 Mart1953‘de Lavrenty BeriaGeorgi Malenkov ve Nikolai Bulganin ile son yemeğini yedikten sonra rahatsızlanmış ve vücudunun sağ tarafına felç gelmiştir. 5 Mart1953 tarihinde 74 yaşındayken beyin kanamasından vefat etmiştir. 9 Mart’da yapılan cenazesinde büyük kalabalık toplanmış ve izdiham yaşanmıştır. Vücudu 31 Ekim1961‘de Lenin’s Mausoleum‘da koruma altına alınmıştır.
 Benito Mussolini  1883 - 1945
Benito Amilcare Andrea Mussolini‘dir. II. Dünya Savaşı sırasında İtalya’nın başbakanı olan Mussolini, Adolf Hitler ile birlikte faşizmin en önemli uygulayıcılarından biri olarak görülmektedir. Mussolini 20. yüzyılın ilk yarısını kana bulamış, insanlık tarihinin en acımasız katliamlarını kitle imha silahlarıyla gerçekleştirmiştir. Siyasete atıldığı ilk yıllarda sosyalizmi benimsemesine rağmen daha sonra faşist olan Mussolini, Etiyopya ve Yugoslavya‘da üçyüzbinin üzerinde insanı katletmiştir.
29 Temmuz 1883‘te Alessandro ve Rosa Maltoni‘nin oğlu olarak Forli, İtalya’da dünyaya geldi. Benito ismi Meksikalı reformist Benito Juárez‘den; Andrea ve Amilcare ise İtalyan sosyalistler Andrea Costa ve Amilcare Cipriani‘den gelmekteydi. Annesi öğretmen, babası ise nalbant ve sosyal aktivistti. Henüz sekiz yaşındayken annesinin nsanları rahatsız ettiği, onlara taşla saldırdığı için uzaklaştırılan Benito, yatılı okula gönderildi. Bu süre içinde bir arkadaşını yaralayan, öğretmenine de mürekkep hokkası fırlatan Mussolini, 11 yaşında okuldan atıldı. Yine de başarılı bir öğrencilik hayatı olan Mussolini, aldığı yüksek notlar sayesinde 1901 yılında öğretmen olmak üzere öğrenim gördüğü okuldan mezun olabildi. Kızkardeşi gibi sosyalist olan Mussolini,
Karl MarxFriedrich NietzscheAuguste Blanqui ve Georges Sorel‘den etkileniyordu.
1902 yılında askerlikten kaçmak için İsviçre‘ye giden Mussolini, devamlı bir iş sahibi olamadı. İsviçre’de serserilik yaptığı için bir gününü hapishanede geçirmek zorunda kalmıştı. Bu sebeplerden sınırdışı edilen ve tekrar İtalya’ya dönen Mussolini, İsviçre’ye yeniden gitti ancak ülkesine dönmesi çok uzun sürmeyecekti. Sonunda İtalya’nın Trento kentinde kendisine bir iş buldu.
L’Avvenire del Lavoratore (“The Future of the Worker”) isimli sosyalist gazetenin editörlüğünü yapmaya başlayan Mussolini, daha sonra politikacı ve gazeteci Cesare Battisti‘yle bağlantı kurdu ve Battisti’nin gazetesi Il Popolo‘da (“The People”) çalışmaya başladı. Bu dönemde bir süre sonra İngilizceye de çevrilecek olan Claudia Particellal’amante del cardinale( The Cardinal’s Mistress) isimli romanı kaleme alan Mussolini, 1910 yılında kitabı yayımladı. Ancak din otoritelerine saygısızlık içeren bölümleri nedeniyle Mussolini işten atıldı.
Mussolini I. Dünya Savaşı‘nın başladığı yıl, 1914‘de Ida Dalser‘le Milano‘da evlendi. Bir yıl sonra çiftin erkek çocukları dünyaya geldi. Annesinin ölümü nedeniyle İtalya’ya dönen Mussolini, bir süre sonra Central Organ of the Socialist Party‘ye katıldı. Parti gazetesi L’Avanti‘nin redaktörleri arasında olan Mussolini, İtalya’nın savaşa girmesini istemeyen grup içinde yer alıyordu. Onun için kabul edilebilir olan tek savaş sınıflar arası savaştı. Ancak 1915 yılında Mussolini sosyalist partinin savaş karşıtı manifestosunu imzalamış olmasına rağmen Fasci d’azione rivoluzionaria örgütünü kurdu. Bu örgüt Birinci Dünya Savaşı sırasında İtalya’nın savaşa katılımı yolunda faaliyet göstermişti. Mussolini halen AvusturyaMacaristan İmparatorluğu’nun idaresinde bulunan Adriyatik Denizi‘nin doğu yakasını İtalya’ya dâhil etme amacının propagandasını yapıyordu ve bu faaliyetinin sonucunda sosyalist partiden çıkartıldı. Bu tarihten sonra sosyalist ve komünist hareketlerle, onlara yakın işçi hareketlerine karşı şiddetli bir mücadeleye girişti ve aynı yıl Il Popolo d’Italia isimli gazeteyi kurdu. Mussolini, savaşmak için orduya çağrıldı ancak yaralandığı için editörlüğe geri döndü.
1918‘de Birinci Dünya Savaşı sona ermişti ve savaştan çıkan İtalya’da yıkım büyüktü. Ordu büyük zarar görmüş, 460.000 kayıp verilmişti. Ekonomisi de çökmüş olan ülkenin savaş sonu antlaşmalarında toprak kazanma umudu da İngiltere ve Fransa yüzünden bitmişti. Avrupa’da yalnızlığa itilen ülkede siyasi kriz gittikçe tırmanıyordu ve koalisyon hükümetleri başarılı olamıyordu. Halkın gidişattan memnun olmaması komünistlerin büyük taraftar toplamalarına yol açmıştı ve Mart 1919‘da Mussolini faşist parti
Fasci de Combattimento‘yu kurdu. Taraftarları arasında toprak sahipleri, küçük burjuvalar ve orta sınıf burjuvalar da olan parti, otoriter bir düzen ve Versaille Sözleşmesi‘nin İtalya lehine düzeltilmesini talep ediyordu. Politik karşıtlar Squadri adı verilen çetelerin terör eylemleri sonucu saf dışı bırakılmıştı. Mussolini 1921‘de Partito Nazionale Fascista‘yıbaşardı. Kilise ve ordunun da desteklediği parti hükümette çıkan iç karışıklıklardan faydalanmasını bildi. Çökmüş ekonomi ve siyasi kargaşa içindeki İtalya’da çeşitli sağcı gruplar Mussolini’nin kurduğu faşist partinin bünyesinde toplanmıştı. İl duce lakabını kullanan Mussolini ise ülkenin problemlerini çözme vaadinde bulunuyor ve halka eski Roma İmparatorluğu‘nun ihtişamlı günlerine geri dönme sözü veriyordu. Fasci de Combattimento’nun gençlik teşkilatı olarak kurulan ve Kara Gömlekliler olarak anılan örgüt ise komünist gruplarla, grevci işçilerle çatışıyordu. Giovanni Giolitti, Ivanoe Bonomi ve Luigi Facta’nın oluşturduğu liberal hükümet anarşizmle savaşmada başarısız olunca Mussolini Kral III. Viktor Emmanuel‘i ülke yönetimini kendisine devretmesi için tehdit etti ve 29 Ekim 1922‘de 39 yaşındayken, ülkenin gelmiş geçmiş en genç başbakanı oldu.
İktidar olduğunda önceleri liberallerin desteğini alan Mussolini, diktatörlüğün koyu ve keskin uygulamalarını birer birer hayata geçirmeye başlamıştı. İtalya kısa zamanda bir polis devleti haline getirildi. Kitap ve gazetelere getirilen sansür, seçim sisteminde yapılan düzenlemeler ve faşist parti dışındaki diğer partilerin kapanması gibi uygulamalar gerçekleştirildi. Mussolini, sendika hareketlerini de kanun dışı ilan etti ve eğitimi kontrol altına aldı. Ayrıca ekonominin faşistleştirilmesi amacıyla da tüm ülkeyi tren rayları ve otobanlarla kaplayan Mussolini, çiftçileri sürekli teşvik ederek tarım ve endüstrinin canlanmasını sağladı. Gerçekleştirdiği bu değişiklikler ve yeni uygulamalarla İtalya’da işsizlik azalmıştı ve bu da Mussolini’nin popülaritesinin artmasına neden oldu. 1922 yılının bazı dönemlerinde ülkenin iç ve dış işlerinden, kolonilerden ve kamu çalışmalarından sorumlu olan Mussolini, aynı zamanda orduyu da idare ediyordu.Tüm bakanlıkların görevlerini kendisi üstlenmişti. Bu şekilde tüm gücü elinde tuttuğuna inanan Mussolini, rekabet yaratacak herhangi bir durumun da önüne geçmiş oluyordu. Ancak bu durum kurduğu rejimin daha verimli çalışmasını engelliyor ve sıkıntı yaratıyordu.
1929‘da İtalya Devleti ile kilise arasında imzalanan Patti Lateranensi antlaşmasıyla ülkenin resmi dininin Katolik dini olduğu ve Vatikan City’nin bağımsızlığı ilan edildi. .Doğduğunda vaftiz edilmemiş olan Mussolini, bu gelişmeden sonra Katoliklerden gelebilecek herhangi bir muhalefete karşı vaftiz edildi. Ayrıca o tarihten itibaren anti-komünist doktrinleri sebebiyle Katolikler Mussoluni’yi desteklemeye başladı.
Zamanının çoğunu faşizm propagandası yaparak geçiren Mussolini, radyo, basın ve eğitim gibi araçları faşizmin 20. yüzyılın en iyi rejimi olduğu illüzyonunu yaratmak için kullanıyordu ve oldukça başarılı oluyordu. Kendi lider kültüyle diğer faşist diktatörlükler için bir model kuran Mussolini, kendini Duce (lider) olarak adlandırıyordu. Ona göre Duce üniformasıyla halk adamı, işçi, baba, sporcu, kahraman ve askerdi. Antik Roma’nın dünya imparatorluğu idealinden devralınan bir büyük devlet iddiası İtalyan faşizminin temel düşüncesini oluşturuyordu. Faşizm doktrini ve prensipleriyle ilgili tüm ayrıntılar Giovanni Gentile‘ın kaleme aldığı ve Mussolini’nin imzaladığı makaleyle (Dottrina del fascismo1932‘de Enciclopedia Italiana‘da yer aldı. Mussolini Friedrich Nietzsche’nin “iktidar isteği” kuramıyla ilişkili olarak ve Vilfredo Pareto’dan yola çıkarak “Büyük adamların” otoriter rejiminin meşruluğu üzerine tezler ortaya atmıştı. Georges Sorel’den de esinlenen Mussolini, birçok kaynaktan beslenen bir milliyetçilikle İtalya’yı Akdeniz imparatorluğunun merkezi olarak görüyor ve tüm Akdeniz’e hükmetmek istiyordu.
Diktatörlük altındaki İtalya’da kanunlar yeniden yazılmış, üniversitedeki öğretim görevlileri Faşist rejimi savunacaklarına dair yemin etmek zorunda bırakılmışlardı. Gazete editörleri Mussolini tarafından özel olarak seçiliyor ve faşist partiden sertifikası olmayan hiçkimse gazeteci olamıyordu. Amaç tüm İtalyan halkını, şirketleri ve dernekleri kontrol altında tutmaktı. Mussoli’nin dış politikada amacı ise pasifist anti-emperyalizmin yerine agresif milliyetçilik getirmekti. Bunun ilk örneği 1923‘te Corfu‘nun bombalanması sırasında olmuştu. Ardından Arnavutluk‘un kukla rejimine geçmesi ve Libya‘nın yeniden fethi geldi.
1935‘teki Stresa Konferansı‘nda Avusturya’nın bağımsızlığını muhafaza etmek amacıyla anti-Hitler cephesi kurulmasına yardımcı olan Mussolini, aynı yıl uluslararası arenada güçlendiğini ispat etmek için Etiyopya’ya asker çıkardı. Çünkü Etiyopya tüm Afrika‘da Avrupa emperyalizmine karşı başarıyla direnen tek ülkeydi. Kimyasal ve kitle imha silahları da kullanan Mussolini, bu durumu sır olarak saklıyordu ancak bir çok yabancı savaş gözlemcisi tarafından da farkedildiği üzere korkunç gerçek ortadaydı. Binlerce gerilla gazla zehirlenerek öldürülmüştü. Mussolini’nin tam dört yıl boyunca sürecek olan bu büyük katliamında yüzbinlerce asker ve sivil yaşamını kaybetti. 9 Nisan 1939 günü ise yüzlerce Etiyopyalı gerilla, aileleriyle birlikte sığındıkları bi mağarada kurşuna dizilerek ve gazla zehirlenerek öldürüldü. Doğu Afrika’daki gelişmelerden hoşnut olmayan Mussolini, kitlesel imha yolunu seçerek insanlık tarihinin gördüğü en korkunç katliamlardan birinde başrol oynamıştı.
O dönemde İspanya‘da iç savaş vardı ve Mussolini ülkenin iç işlerine karışıyor ve Francisco Franco‘yu destekliyordu. Ülkeyi binlerce insanın hayatını kaybettiği bir savaşa sürüklemiş olan Franco, Hitler ve Mussolini’den stratejik destek alıyordu. Franco, 1939 yılında faşist Almanya ve İtalya’nın desteğiyle Madrid’e girdi ve uzun bir iç savaş sonrası ülkedeki cumhuriyetçileri yenilgiye uğrattı.
Etiyopya katliamından sonra savaş istemeyen İtalyan halkı karşısında prestiji zayıflamaya başlayan Mussolini, Etiyopya’ya uyguladığı savaş politikasının Hitler’in de bağlı olduğu League of Nations‘ın karşısında olması dolayısıyla Nazi Almanyasıyla bir anlaşma yapmak zorunda kalmıştı. Ancak faşist dayanışma bağlamında geçmiş unutuldu ve kurulan ittifakla Axis Paktı imzalandı. Mussolini bu paktla Roma ve Berlin‘in kaderinin birbirine bağlandığını tüm dünyaya duyurdu. Hitler’le kurduğu yakın ilişki sonrasında 1938‘de Avusturya’nın Almanya topraklarına katılmasını ve 1939’da Çekoslavakya‘nın parçalanma kararını kabul etti. Mussollini’ye o dönemde anti faşist Slovakların oluştuırduğu TIGR isimli örgüt suikast girişiminde bulunduysa da başarılı olamadı.
Axis Paktı’yla Hitler’in İtalya üzerindeki etkisi arttı ve bu durum Kral III. Victor Emanuel’le birlikte İtalyan halkını endişelendirmeye başlamıştı. İtalyan askerleri Alman askerleri gibi yürümeye başlamışlardı, Alman faşizmi İtalyan faşizminden daha koyuydu. Faşizm, Nazizme göre bir ölçüde daha ılımlıydı. Sanayinin devletleştirilmesine ve kapitalist sınıfın ortadan kaldırılmasına da kesinlikle karşı bir rejimdi.
Hitler öncelikle Orta Avrupa ardından Doğu ve Batı Avrupa‘yı Almanya topraklarına katmak amacındaydı ve bu amaçla 1 Eylül 1939 sabahı Polonya sınırlarını geçti. Bu taarruzla II. Dünya Savaşı başlamış oldu. Daha önce MaltaKorsika ve Tunus‘u İtalyan topraklarına katma ve Roma İmparatorluğu’nu canlandırma amacı taşıdığını söyleyen Mussolini de Almanya ile birlikte mihver devletler bloğunda savaşa girdi. Birçok faşistin karşı çıkmasına rağmen 10 Haziran 1940‘ta savaşa girdiklerini resmen ilan eden Mussolini, Kuzey Afrika ve Balkanlar‘da müttefik kuvvetlerine karşı mağlup oldu. Nazi Almanyası’ndan aldığı destek ile işgal ettiği bölgelerde direnmişti ancak gücünü kaybetmeye başladı. II. Dünya Savaşı’nda ülkesinin başarısız olması Mussolini’ye karşı Fascist Grand Council‘in 25 Temmuz 1943‘te bir araya gelmesine neden oldu.
1943 yılında müttefik güçler İtalya’ya çıkarma yaptılar ve bunun sonucunda Kral III. Viktor Emmanuel Mussolini’yi görevden aldı. Mussolini hapse atıldı ancak Hitler yardımına koştu. Çünkü Hitler, Mussolini’den sonra İtalya’nın teslim olmasından korkuyordu. Zira böyle bir durum Almanya’nın güneyini müttefik saldırısına açık hale getirecekti. Bu da Hitler’in işine gelmiyordu. Ancak Mussolini tekrar başa geçirilirse ona sadık kuvvetlerle İtalya’nın savunmasına devam edilebilirdi. Bu amaçla Almanya’nın en iyi yetiştirilmiş komandolarından olan ve “Hitler’s Commando” olarak anılan Otto Skorzeny önderliğindeki SS Hauptsturmfuhrer güçleri Mussolini’yi 12 Eylül 1943‘de Gran Sasso‘da tutuklu bulunduğu otelden kurtardılar ve uçakla Viyana‘ya kaçırdılar. Bir süre sonra İtalya’ya dönen ve yeni faşist cumhuriyeti Salo‘yu ilan eden Mussolini’nin, Alman Güçleri’nin etkisinde olan ülkesinde kukladan daha farklı bir rolü yoktu.
27 Nisan 1945‘te Mussolini ve metresi Clara Petacci İsviçre’ye kaçmaya çalışırken İtalyan komünistlerce yakalandılar. O geceyi De Maria ailesinin Giulino di Mezzegra’da bulunan evinde geçiren çift, 28 Nisan 1945‘te vurulmuş olarak bulundu. Bir gün sonra Mussolini ve metresininin cesedi yandaşları ile birlikte Roma’da bir meydana götürüldü ve ayaklarından iple asılarak halk önünde teşhir edildi.
Mussolini, Ida Dalser’le olan evliliğini bitirdikten sonra Donna Rachele Mussolini‘yle hayatını birleştirdi ve bu evlilikten;
Vittorio MussoliniRomano MussoliniBruno Mussolini ve Edda Mussolini isimlerinde dört çocuğu oldu. Ünlü film yıldızı
Sophie Loren‘in kızkardeşi Anna Maria Scicolone, Mussolini’nin oğlu Romano’yla evlenmişt

3 Ocak 2018 Çarşamba

İdi Amin Dada                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               dada

İdi Amin Kimdir

Uganda kasabı olarak bilinen İdi Amin belkide sömürgecilik dönemi Afrikasının en eli kanlı diktatörüydü.Yönetimi süresince 300 ila 400 bin kişiyi öldürdüğü bilinmektedir.

Bugün Uganda Cumhuriyeti olarak bilinen o sıralarda İngiliz sömürgesi olan topraklarda yaşayan müslüman Kakwa kabilesine mensup bir ailenin çocuğu olan İdi Amin, babasız büyümüş ve eğitime dair pek bir bilgi yoktur.Yıldızını parlatan olay, İngiliz imparatorluğu'na bağlı Afrika'daki sömürgelerde faaliyet gösteren özel bir askeri birlik olan Kings African Rifles katılmasıydı.1946 da katılan İdi Amin Burma, Somali, Kenya ve Uganda da imparatorluk adına savaştı.Her ne kadar askeri yetenekleri iyi olsa da onun adını duyuran asıl olay sorgulamalarda sergilediği acımasız yüzü olmuştur.Ölçüsüz güç kullanımı hayattaki belirleyici faktör haline gelmiştir. Adeleli yapısı kaslı vücudu ve vurduğunu indiren bir boksördü.

1962 de Uganda bağımsızlığına kavuşmuş ve başbakanlığa Obote getirilmiştir.İdi Aminin yakın arkadaşı olan bu ikili adeta ülkede yolsuzluk ve hırsızlığın başını çekmiş, paraları cebe indirme başlamıştır.Bu durum Uganda cumhurbaşkanı nın rahatsız olması ve parlamento soruşturma açılmasını istemiştir.Köşeye sıkışan Obote, karşı saldırıya geçmiş İdi Amin'nin yardımıyla anayasayı askıya aldırmış cumhurbaşkanını İngiltere sürgüne yollamıştır.
Başkanlığa geçen Obote  artık İdi Amin ile birlikte daha rahat at koşturma başlamış,İdi Amin ise ordu içerisinde pozisyonunu güçlendirmeye başlamıştır.Ülkenin genelkurmay başkanı olmuş, mafya babası gibi hareket etmeye başlamıştır.Silah kaçakçılığı yapıp diğer ülkelerin özellikle İngiliz ve İsrail ajanları ile çok sıkı fıkı ilişkilere girmiştir.Obote bu durumdan rahatsız olunca onu diskalifiye etmeye çalışmıştı.Fakat İdi Amin baskın çıkmış ve 25 ocak 1971 de obate  yurtdışına çıktığında İdi Amin darbe yapmış ve başkalığa kendini getirmiştir.
O tarihten itibaren Uganda'da herşey aşırılığa kaçmaya başlamış ve adeta ülkenin çivisi çıkmıştır.İdi Amin fakir olan ülke halkın parasını daha çok çalmaya başlamış ve halkı iyice fakirleştirmiştir.Bu konuda ses çıkarmaya kalkanları ise bizzat kendi emriyle öldürmüş hatta kendi kabinesinde birçok bakan bizzat kendisi tarafından öldürülmüştür.Ekonomiyi düzeltmek adına takındığı saplantısı yüzünden İngilizlerin zamanında ülke yerleştirdi ve ticaretle uğraşan Asyalı nüfusun özellikle Hindistan ve Pakistan'ın ayrı ülkeden sınırdışı ettirmiştir.

Aşırılıkları bununla bitmemektedir İdi Amin iktidardayken 4 beyaz İngilizin taşıdığı tahtırevanle dolaşırdı.Böylelikle eski efendisi olan İngilizlere olan takıntısı , intikamını alıyordu.Ayrıca dünya kamuoyu ve ülkesinde sıklıkta yamyamlık da suçlanıyordu.İnsan eti yediğine dair pekçok iddaa dolaşmaktaydı.Kendisi zamanında bir kabile esir düştüğünde zorla insan eti yedirildiğini itiraf etmişti.İngilizlerin en yüksek nişanlarını olan Victoria nişanlı ile ödüllendirilen İdi Amin 1976 da arabulucu olarak gittiği Kuzey İrlanda'da İskoç bağımsızlığı için mücadele ettiğini belirtmiş ve kendini İskoçya kralı olarak ilan etmiştir.Ayrıca 1975 te Suudi Arabistan kraliyet ailesinin fertlerinden birinin cenazesinde İskoç erkeklerin giydiği etek olan KİLT giyerek katılmış popüler malzeme olmuştur.Kendi karısının parçalara ayrılmış şekilde cesedi bulunmuştur.Bu sapkın diktatör aynı zamanda Hitler hayranıdır.Birleşmiş milletler genel sekreteri ne yazdığı mektupta Hitler 6 milyon yahudi gaz odalarına gönderdiyse bunu yahudilerin dünya halkının çıkarlarına aykırı olduğunu bildiğinden yaptı diyebilmiştir.
1976 da kaçırılan meşhur İsrail lerle dolu Air France uçağının kaçırılmasında da parmağı olduğuna inanılıyor.Filistinliler tarafından Entebbe havalimanında İsraillilerle pazarlık yapılırken Mossad tarafından yapılan operasyonlar kurtarılan uçak yüzünden İdi Amin'nin popüleritesi düşmüş ve ardından 1978 de Libya birliklerin desteğiyle Tanzanya'daki kuzey vilayetlerini işgali etmesi İdi Amin 'nin sonu olmuştur.Bu savaşta Tanzanya birlikleri Uganda ya girmiş ve Uganda ordusu darbe yaparak İdi Amin gitmesini sağlamıştır.Ardından Libya kaçan İdi Amin Kaddafi'nin yanında uzun bir süre kalmış, ardından Suudi Arabistan'a yerleşmiş ve orada ölmüştür.
Arabistan'da yaptığı bir açıklamada ne kadar anlayışsız olduğu açığa çıkacaktır."Ülkeden ayrıldığımdan beri Uganda'da insan haklarına saygı göstermiyor." 

Vladimir İlyich Lenin 1870 - 1924   1917  Sovyet Devrimi’nin lideri olan Vladimir Ilyich Lenin, Marksist düşünce ve siyaset adamıdı...